Bayan Arkadaş Bul

İslami Bir Evlilikte Aranan Şartlar

İslami Bir Evlilikte Aranan Şartlar, evlilik sitemizde İslami Bir Evlilikte Aranan Şartlar başlıklı ilanımıza inceleyebilirsiniz… İslami Bir Evlilikte Aranan Şartlar başlığı ile arkadaş arayanın detayları..

İslami Bir Evlilikte Aranan Şartlar

3.25

Adım Nevin 40 Yaşındayım. Dinime çok bağlı bir bayanım. Aradiğm kişide dinine bağlı namazında niyazında olmalı.İstanbul’ da yaşıyorum. Agzı bozuk dengesizler yazani direk engelliyorum mutsuz birini arıyorum maddi manevi yanimda olcak birini arıyorum dul tercihim istambul içi olursa tatmin olurum

i̇slamda evlilik ve aile yaşamı, islama göre evlilik, islamda evlilik nasıl olmalıdır, i̇slamda evlilik ve mahremiyetleri, allahu tealanın en çok sevdiği i̇simler, i̇slamda evlilik ve cinsel hayat, i̇slami evlilik sitesi, gönülden sevenler, i̇slamda ilk gece,

 

 

İslami Bir Evlilikte Aranan Şartlar

a- Evlenilecek Kişinin Mü’min Olması

İslamda her şey belli kurallara bağlanmış, hiç bir şey kuralsız, başıboş bırakılmamıştır. Evlilik de, bu kurallı konulardan biri olma özelliğini taşır. Evlilikteki kaideleri da, her şeyin ölçüsünü koyan yüce Allah belirlemiştir. Yüce Allah(cc), evliliğin nasıl, kimlerle, ne biçimde yapılacağı ile alakalı konuları çok açık bir biçimde ortaya koymuştur. Bu husustaki hükümler. diğer hükümler gibi iman edenleri kesinlikle bağlar.

Mü’min kadın ve erkeklerin birbirleriyle evlenmeleri gerektiği hususundaki ayetlerden ikisini (2/221, 24/3) yukarıda vermiştik. Burada iman edenlerle evlenilmesi gerektiği ile alakalı bir kaç ayet daha vererek konuyu netleştirelim.

“Ey iman edenler, mü’min kadınlâr göç ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların iman etmiş olduklarını anlarsanız onları kafirlere geri döndürmeyin. Ne bu(kadı)nlar onlara helaldir; ne de onlar bunlara helal olurlar…”(60 MÜMTEHİNE, 10)

Gerek bu ayette, gerekse Bakara, 221. ve Nur, 3. ayetlerinde altı çizildiği gibi, mü’minler fakat mü’minlerle evlenebilirler. Çünkü, “Allah’ın hükmü budur”(60/10). Aksine hareket, yüce Allah’ın hükmüne karşı çıkmaktır ve kafirlerin ateşe davetlerine(2/221) icabet etmektedir ki bu, insan için fakat hüsrandır.

Mü’min dul kadınlarla evlenme isteğinin olması halinde, onların, iddet müddetinin tamamlamalarını beklemek gerekir. “İçinizden ölenlerin, geriye bıraktıkları eşleri, dört ay on gün kendilerini gözetlerler. Süreleri bitince artık kendileri için uygun olanı yapmalarında size bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızı haber alır.

Böyle kadınlarla evlenme isteğinizi üstü kapalı bir biçimde bildirmeniz yahut içinizde tutmanızdan dolayı size bir günah yoktur. Allah sizin onları anacağınızı bilmektedir. Sakın, iyi söz dışında, onlarla bir gizli (buluşma)ya anlaşmayin ve farz olan bekleme suresi dolmadan nikah bağını bağlamaya kalkmayın ve bilin ki; Allah içinizden geçeni bilir. O’ndan sakının ve bilin ki, Allah bağışlayandır, halimdir.” (2 BAKARA, 234-235)

Gerek bekar gerekse dul kadınlarla olsun evlenmede önemle üstünde durulması gereken husus, bu kadınların mümin olmalarıdır. Ne kadar güzel veya zengin olurlarsa olsunlar müşrik, münafık, fasık, kafir ve mürted hiç bir erkek veya kadınla evlenilmez.

b- Nikahı Haram Olan (Evlenilmeyecek) Kimseler

Bugün dış kıyafetleri ve şekilleri Müslümanlara andıran, fakat hareket ve düşünce planında müşrik, fasık, münafık, kafir ve mürted olan bir çok kadın ve erkek mevcuttur. Bunlarla konuşulduğunda kelimeleriyle Müslüman olduklarını, tağutu reddettiklerini, küfre karşı olduklarını, Kur’an ve Sünnet’e tabi olduklarını iddia ederler. Lakin bunların ya partici, ya vakıfçı, ya gelenekçi, veya tarikatçı oldukları bilinmektedir. Bunlar, dinin bir bölümünü alıp bir bölümünü bıraktıkları, İslami davet metodunu çarpıttıkları, geleneksel kültürü İslami esaslara taşıdıkları için, düşünce ve hareketlerindeki derecelere göre müşrik, münafık, fasık, kafir ve mürteddirler.

İşte vasıfları sayılan bu kimselerle, toplumsal misyonları veya konumları ne olursa olsun hiç bir biçimde evlenilmez. Aynı biçimde zina edenlerle de nikah bâğı oluşturulmaz.

“Zina eden erkek, zina eden yahut müşrik kadından başkasıyla evlenemez; zina eden kadın da zina eden yahut müşrik erkekten başkasıyla evlenemez. Böyleleriyle evlenmek mü’minlere haram kılınmıştır.” (24 NUR, 3)

“Pis kadınlar, pis erkeklere; pis erkekler, pis kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere; temiz erkekler temiz kadınlara mahsustur:’ (24 NUR, 26)

Ayetlerden anlaşıldığı üzere pis olanlar (zina eden ve şirk koşanlar) fakat birbirleriyle evlenebilecekler, bunlar temiz olan müminlerle evlenmeyeceklerdir.

Athül Kadir, Fetevayı Hindiyye, İbn Abidin, Dürril Muhtar, Nehir Fetih gibi fıkıh kitaplarında, putperest (yeseni) olan müşriklerle mü’minlerin kesinlikle evlenemeyeceği yazılmaktadır. Bu kitaplara göre, sapık mezhep sahipleri, zındıklar, batıniler, ibahacılar, dürziler, nusayriler, teyamine vb. fırkaların mensuplarıyla hiç bir biçimde evlenilmeyecektir. Adı geçen kitaplar, şayet bugün yazılmış olsalardı, din adına ortaya çıkmış olan parti, dernek ve vakıf mensuplarını da, mü’minlerin evlenmeyecekleri kimseler grubuna dahil ederlerdi.

Rasulullah(as)’ın Sünnet’inde ve Asr-ı Saadet’te bir çok Müslüman, dini hassasiyetlerinden dolayı sevdikleri, fakat müşrik olan kimselerle evlenmemişler. evlenmekten vazgeçmişlerdir. Lakin bunların, tevbe edip Müslüman olanları, Kur’an ve Sünnet’e kesinlikle teslim olmaları halinde, mü’minlerin bunlarla evlenmeleri helal olur.

Küfür, şirk, nifak, fısk ve irtidat sebebiyle, nikahı geçici olarak haram olanlar dışında, bir de nikahı ebediyyen haram olanlar mevcuttur. Bunları Kur’an’ı Kerim şöyle sıralanıyor.

“Geçmişte olanlar hariç, (bundan böyle) babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin: Muhakkak ki bu, ahlaksızlık, iğrenç bir yol ve (Allah’ın) hışmı(na uğrama)dır.

Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt bacılarınız, karılarınızın anaları, birleştiğiniz kadınlardan olup evlerinizdebulunan üvey kızlarınız -eğer onlarla birleşmemişseniz (kızlarını alamaktan ötürü) üzerinize bir günah yoktur- kendi sülbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kız kardeşi bir arada almanız. Lakin geçmişte olanlar hariç. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

Cariyeler hariç evli kadınlar(la evlenmeniz) de haramdır. (bunlar) Allah’ın üzerinize yazdığı (haramlar)dır.”(4 NİSA, 22-24)

Bu sayılanlar dışında nikahı haram olanlardan bir diğeride, birinin üç talakla boşamış olduğu karısıdır. Böyle kadınlar, başka biriyle evlenip ondan da meşru yollarla boşanmadıkları sürece ilk kocalarına helal olmazlar.

“Boşanma iki defadır. (Bundan sonra kadını) ya iyilikle tutmak, veya güzellikle bırakmaktır…” (2 BAKARA, 229) “Erkek yine boşarsa, artık bundan sonra kadın, başka bir kocaya varmadan kendisine (eski kocasına) helal olmaz. O (yeni kocası) da onu (kadını) boşarsa, Allah’ın sınırları içinde duracaklarına inandıkları takdirde (eski karı-kocanın) tekrar birbirlerine dönmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. (Allah) bunları, bilen bir toplum için açıklıyor.”(2 BAKARA, 234)

Kur’an’da nikahı haram olan bu kimseler dışında kalanların nikahlanması fakat onların mü’min olmalarına bağlıdır. Bunlar da amca, dayı, teyze ve hala kızları ile harpte elde edilmiş olan cariyelerdir.

c- Evlenmede Mehir

Evlenilecek her kadına mehir vermek esastır. Hiçbir kadın, mehirsiz olarak evlenemez. Bu, yüce Allah’tan kadına verilmiş olan bir haktır. Kadınlar, mehir isteme ve istedikleri kadar mehir alma hakkına sahiptirler. Evlenecek erkek, bunun bilincinde olarak kadınla evlenir. Mehir istediğinden dolayı hiçbir kadın kınanamaz. Mehir bundan dolayı kadını kınamak, yüce Allah’ın emrine ve hükmüne karşı tavır almak ve bu hükümden hoşlanmamaktır.

Hiçbir kadın mehirsiz olarak kendisini erkeğe hibe edemez. Kur’an’da, bir kadının fakat peygambere kendisini hibe edebileceği; mü’minlere böyle bir hibe yapılamayacağı bildirilmektedir.

“… Bir de kendisini (mehirsiz olarak) Peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak isediği mü’min kadını, diğer müminlere değil sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık). Biz, eşleri ve ellerinin altında bulunanlar ile ilgili, mü’minlere yapmalarını gerekli kıldığımız şeyi bil(dir)dik ki, sana bir zorluk olmasın. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (33 AHZAP, 50)

Mehir, kadına verilen sosyal bir güvencedir. Bu nedenle, bunun miktarının tesbiti, birinci derece kadına aittir. Kadın dilediği kadar mehir istemekte serbesttir. Mehrin, kadınlara verilen bir hak olduğunu şu ayetler ortaya koymaktadır.

“Kadınlara mehirlerini hak olarak verin; eğer kendi istekleriyle o (mehrin) bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yeyin.” (4 NİSA, 4)

“Bir mehir kestiğiniz takdirde, halen dokunmadan onları boşarsanız, kestiğinizin yarısını (verin). Lakin kadınlar vazgeçer yahut nikah bağı elinde bulunan erkek vazgeçerse başka. Sizin affetmeniz takvaveyaha yakındır. Aranızda birbirinize iyilik etmeyi unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptığınızı görür.” (2 BAKARA, 237)

“Bir eşin yerine başka bir eş almak istediğiniz takdirde, onlardan birine (evvelki eşinize) kantarlarca mal vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiç bir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız? Nasıl alırsınız ki, birbirinize geçmiştiniz ve onlar, sizden sağlam teminat almışlardı.” (4 NİSA, 20-21)

Mehrin kısıtlanmasını istenmenin doğru olmadığını, şu örnek göstermektedir. Hz. Ömer(r.anh) bir gün kadınlara, fazla mehir talep etmemelerini öğütler. Kureyşli bir kadın Hz. Ömer’e hitaben: “Ya Emir-el mü’minin, Allah’u Teala’nın: ‘Bir eşin yerine başka bir eş almak istediğiniz takdirde, onlardan birine kantarlarca mal vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın… (4/20) ayetinde buyurduğunu işitmediniz mi?” diyerek Halife’ye itiraz eder. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.anh) sözünü geri aldığını ifade ederek tevbe eder.

Mehir hususunda bir sınırlama olmamasına rağmen, evliliğin kolaylaştırılması için Rasulullah(as)’ın bazı tavsiyeleri de olmuştur. Lakin bu tavsiyeler, hiç bir biçimde bir emir olarak değil, bir tavsiye olarak alınmıştır. Rasulullah(as): “Mehrin en hayırlısı ehven olanıdır.” buyurmuştur. Bu hadis, mehrin, evlenmeyi güzelleştirmesi ve zorlaştırmaması için ifade edilmiştir.

Mehir, ziynet eşyalarından olabileceği gibi, hayvan cinsinden, menkul ve gayri menkul mallardan da olabilecektir.

Mehir, genelde nikah akdi sırasında tesbit edilir. Buna Mehr-i Müsemma denir. Mehir nikah akdi sırasında ödenmesine Mehr-i Muaccel; nikah akdi sırasında ödenmeyip ardından belli vadelerde ödenen mehre ise, Mehri Mueccel adı verilir. Nikah akdi sırasında belirlenmeyen, fakat ardından kadının yakınları aracılığıyla, kadının iyiliği için takdir edilen mehre de Mehr-i Misil adı verilmektedir.

d- İcab- Kabul

Evlilikte karşılıklı rıza esastır; taraflardan birinin rızası olmadan bir evliliğin gerçekleştirilmesi olabilecek değildir. Nikah akdi gerçekleşmeden önce taraflar, ne istediklerini, nasıl bir evlilik arzu ettiklerini açık bir biçimde ortaya koyarlar. Bu istek ve beklentiler, her iki taraf yönünden kabule şayan ise nikah akdi gerçekleşir.’Nikah akdi, birinci derecede, evlenecek olanlar içinde gerçekleşeceği için rızanın da bunlar aracılığıyla gösterilmesi gerekir. Anne-baba ve yakınların gerçekleştirilecek evlilikte fakat tavsiyeleri olabilir; bunun dışındanikah akdini etkileyici bir tutum sergileme hakkına sahip değildirler. Yakınların, evlenecek olanlar üzerinde etkileyici, daha doğrusu engelleyici bir durum takınmaları, Kur’an da yasaklanmıştır.

“…Kendi aralarında güzelce anlaşmaya vardıkları takdirde, kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah’a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Bu, sizin için daha iyi ve dahâ temizdir, Allah bilir, siz bilmezsiniz?”(2 BAKARA, 232)

Bu ikaz, boşanmış kadınların, eski kocalarına dönmeleri hususunda olduğu gibi, yeni evlenecek olanlar için de geçerlidir.

Evlilikte rıza, evliliğin başlangıcında olduğu gibi evliliğin sürdürülmesinde de geçerlidir. Kadın ve erkekten her biri evliliğin, çıkmaza girdiğini gördükleri veya amacından saptığını anladıkları anda, kendi rızalarıyla nikah akdini feshedebilirler.

“Ey peygamber, eşlerine söyle: ‘Eğer siz, dünya yaşamını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut’a (boşanma bedeli) vereyim ve sizi güzellikle salayım. Eğer siz, Allah’ı ve ahiret yurdunu istiyorsanız, (biliniz ki) Allah, sizden güzel hareket edenlere büyük bir mükafat hazırlamıştır.”(33 AHZAB, 28-29)

e-.Evlilikte Şahitlerin Bulunması

Kur’an’ı Kerim’de, insanlar içinde cereyan eden sosyal ilişkiler, antlaşmalar ve akitler tümüyle şahitlidir. Bu nedenle, evlilik akdinde de tanıklık esastır.

Kur’an mantalitesini yettiği kadar kavramayan ve her şeyin, moda mod yazılı olmasını uman kimseler, evlilikte şahidin olmadığını iddia ederler. Oysa, yapılan bir akitte, nelerin anlaşma konusu yapıldığı, aktin ne üzere bina edildiği bilinmeli ki, belli bir anlaşmazlık halinde, şahitler bu anlaşmazlığı giderebilsinler. Anlaşmazlık halinde taraflar, genelde duygusal hareket ederler ve kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlar. İşte bu durumda, adil şahitlere ihtiyaç hissedilir. Bu şahitlerin ise, tanıklık yapacakları konuyu iyi bilmeleri gerekir. Çünkü, aslı bilinmeyen bir hususta tanıklık yapmak olabilecek değildir. Kur’an’ı Kerim, eşler içinde vuku bulacak bir anlaşmazlık ihtimalinin olması durumunda, bu anlaşmazlığı giderecek şahitlerin olmasını talep eder.

“Şayet (eşlerin) aralarının açılmasından endişe duyarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar uzlaştırmak isterlerse, Allah onların arasını bulur. Çünkü Allah bilen, haber alandır.”(4 NİSA, 35)

Burada, her iki taraftan oluşturulan hakem heyeti, birinci derecede eşleri dinler, fakat yukarıda da belirtildiği üzere, anlaşmazlık durumunda, eşler genelde duygusaldırlar ve kendilerini haklı gösterme çabası içindedirler. İşte bu durumda hakem kurulu, sağlıklı bir sonuca ulaşmak için, şahitlerin ifadesine başvurur. Şahitlerin de mutlaka; evlenme aktinin yapıldığı şartları çok iyi bilmeleri gerekir ki, adil çözümler elde edilebilsin.

Nikah sırasında şahidin var olduğunu gösteren başka bir delil de, boşanma sırasında şahidin gerekli olduğu hususudur. “Sürelerinin sonuna vardıklarında onları güzelce tutun,yahut güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimseye öğütlenen budur. Kim Allah’tan korkarsa (Allah) ona bir çıkış yaratır.” (65 TALAK, 2)

Ayette geçen “adalet sahibi iki kişi” ifadesi de göstermektedir ki, önceden nikahın gerçekleştirilmesindeki şartlardan haberi olan iki kiţi, bildiklerini Allah’tan korkarak, adil bir ţekilde ortaya koyacaklardır. Eşler içinde başgösteren anlaşmazlık durumunda olsun, boşanma sırasında olsun şahide ihtiyaç duyulması, nikahın akdedilmesi sırasında şahidin olduğunu göstermektedir. Çünkü, öncesinde olmayan bir şeyin sonradan istenmesi olabilecek değildir.

Evlilik akdinin oluşmasında anne-baba ve yakın kimselerin haberdar olması esastır. Bunlar, evlilik akdine ister rıza göstersinler, ister göstermesinler farketmez. Anne ve babanın, çocuklarının evliliklerinden haberdar olmasından sonra, minimum iki birinin daha, gerçekleştirilecek nikah akdine tanıklık yapmaları gerekir ki, nikah akdi yerine getirilmiş olsun.

Anne ve babadan birinin veya her ikisinin yahuthut da ailede sözü geçen çocuklardan birisinin haberdar olmadığı bir evlilik akdi, sakat bir akittir. Lakin, evlenecek olanlar, kendileri irade sahibi iseler, kendileri karar verme ehliyetleri varsa ve ailelerinden uzun bir zaman ayrı yaşıyorlarsa bu durumda ailelerinin evliliklerinden haberdar olmasının fazla bir önemi yoktur. Çünkü, anne-babanın zaten çocuklarıyla bir ilgileri kalmamıştır.

Dul kadınlar, kendi başlarına karar verme ehliyetine haiz olduklarından dolayı, evliliklerinde anne-baba iznine bağlı değillerdir. Bunun Asr-ı saadette birden çok emsallari mevcuttur. Lakin usul yönünden aileleri haberdar etmeleri, bir kırgınlığın olmaması yönünden gereklidir. Ekonomik ve sosyal açıdan ailelerine bağlı olan dul kadınların, genç bir kız gibi, ailelerini haberdar etmeleri gereklidir.

Ailelerinden uzak bir yerde eğitimlerini sürdüren gençler, ekonomik açıdan ailelerine bağlı olduklarından dolayı, evliliklerinden ailelerini haberdar etmeleri gerekir. Bunların, ailelerinin haberleri olmadan gerçekleştirecekleri nikah akdi batıldır.

Evlilik akdinin (nikahın) gerçekleşmesinden sonra kadının, erkeğin evine gitmesiyle evlilik ilişkileri başlar, aile yuvası meydana gelir.

Kaynak:tavaf.com

 

 

 

islamiyette evlilik,

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu